| Yazar |
Mesaj |
Eskici

Yaş: 37
Kayıt: 07.05.2005
Mesajlar: 379
Şehir: istanbul

|
|
...
Halepçe
Bulutlar yas tutarken
sessizce ağladı toprak.
Halepçe sokaklarında ölüler;
zamansız sonbahara tutulmuş,
Yaşam ağacının dallarından koparılmış birer yaprak.
Annesiyle ölmüş bir çocuk;
Gözleri siyah, kaşları çatık,
Yüzü sütbeyaz elleri açık,
Annenin alnında yılların izi
Kor gibi yakmaz mı yüreğinizi?
Ey insanlar dostlar hey!
Yetmez mi bunca tanıklık?
Cıvıldayan kuşlar nereye gitti?
Duyulmaz oldu çocuk sesleri.
Dondu ağızlarında çobanların
Özlem yüklü sevda türküleri.
Ne bir çıngırak sesi duyarsınız,
Ne bir kuzu melemesi,
Ne kuyunun taşına çarpan
Usulca çekilen bir çıkrık sesi.
Güneş tutunup doruklara
Bilge yüzüyle doğrulmamışken
Yakaldı onları zulmün hilesi
Binip demirden kanatlara
Karanlıktan çıkıp geldiler
Ölüm gazı atıp halepçeye
Karanlıkta çekip gittiler
Bu ne zulüm görülmemiş
Bu ne ölüm bilinmemiş
Bu şiir senin için halepçe
Bu yürek senin için
Acılara yenilmemiş.
Açsın kandan güller gibi
Dünyanın bağrında yaralarımız
Yenilsek de bugün halepçe’de
Kavgasını verdik özgürlüğün.
Güneşin dağlara doğduğu yerde
Bir atımlık can kalsa da yüreklerde
Andımız olsun yiğit parmaklar
Tetik çekilmek ister siperlerde
Kanımızı tutuşturan hasret ateşi
Barutun kollarına atılmak ister
Erler bayramıdır böyle zamanlar
Anlatılır şahinler onurlu türkülerde
Tasalanma tutulmaz acıların hesabı
Bir yılandır kahpelik pusularda
Susmak korkak harcıdır
Ölmek yiğit işidir kavgalarda
Halepçe insanlarına sabah olmadı
Söyleyin horozlara seheri uyandırmasın
Halepçe de uyanacak insan kalmadı.
Mehmet Ercan
|
|
|
|
_________________ ...
|
|
 |
       |
 |
Eskici

Yaş: 37
Kayıt: 07.05.2005
Mesajlar: 379
Şehir: istanbul

|
|
16 Mart 1988...
Halepçe Katliamı...
İran-Irak Savaşı’nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda, binlerce Kürt korkunç şekilde yaşamını yitirmiştir. 16 Mart 1988’de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak ordusunun yaptığı hava bombardımanından sonra sığınaklara çekildilerse de bir süre sonra helikopter ve uçaklardan atılan kimyasal gazlardan kendilerini kurtaramamışlardır. Saldırılarda en az 5000 sivil ölmüş, 10000’den fazla sivil yaralanmıştır. Katliamın boyutunu ve korkunçluğunu daha iyi anlayabilmek için, yine olayı yaşayanların aktardıklarına dönelim:
Nesrin Abdülkadir Muhammed isimli bir kadın, Irak Askeri Kuvvetleri helikopterlerinin Halepçe’ye bomba attığı sırada, ailesiyle beraber yaşadıklarını bir gazeteciye anlatmıştır: Iraklı peşmergeler İranlı askerlerle beraber Irak’a karşı savaştıklarından ve Irak askerleri geri çekilmek zorunda kaldığından, Nesrin ve ailesi Halepçe’deki evlerinin sığınağında bir Irak saldırısını bekliyorlardı. Saat 10 sularında, Nesrin içerisinde kameralarla görüntü alan ve fotoğraf çeken adamların bulunduğu bir helikopter gördü. Helikopter çok yakına kadar geldi, ancak geri gitti. O sırada Nesrin 16, kız kardeşi ise 15 yaşındaydı. Saldırı saat 11’de başladı ve Irak ordusu Halepçe üzerine napalm attı.. Saat ikide bombalama bitti. Nesrin yukarı kattaki mutfağa çıkarak ailesi için yemek hazırlamaya başladı. Nesrin olanları şöyle anlatmıştır: “Bombalama sonunda ses değişti. Artık ses eskisi kadar yüksek değildi. Sanki patlamaksızın düşen metal parçaları gibiydi. Bu sessizliğe bir anlam veremedik.” Halepçe’ye yakın Yulakan bölgesinde yaşayan Muhammed adında bir adam ise şöyle dedi: “Bir helikopter kasabaya geri geldi ve askerler beyaz kağıt parçaları fırlattılar.” Muhammed, askerlerin rüzgarın hızını ve yönünü ölçtüklerini anlamıştır. O sırada yiyecekleri toplayan Nesrin, rüzgarın evin içine taşıdığı garip kokular duydu. Nesrin şöyle dedi: “Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu.” Aşağıya inmeden önce evlerindeki kuş kafesine baktı, kuşun ölmekte olduğunu gördü. Pencereden dışarı baktığında gördüğü manzara şaşırtıcıydı: “Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu.” Nesrin sığınağa döndü: “Herkese yanlış giden bir şeyler olduğunu söyledim. Havada ters giden bir şeyler vardı.” Bombardımandan kaçmak için sığınağa saklanan ev halkı telaşlanmış, ancak sığınağı terk edememiştir. Nesrin şöyle devam ediyor: “Rahatsızlanmaya başlasak da saklanmaya devam etmeye karar verdik. Gözlerimde çok şiddetli bir acı hissettim. Kız kardeşim yüzüme yaklaştı ve ‘gözlerin kıpkırmızı’ dedi. Sonra çocuklar kusmaya başladılar. Çok fazla acı çekiyorlar ve sürekli ağlıyorlardı. Annem ağlıyordu. Sonra yaşlılar kusmaya başladı.” Her sığınağın bir gaz odasına dönüşeceğini anlayan Irak Hava Kuvvetleri, Halepçe’de kimyasal silah kullanmıştı. Nesrin şöyle devam ediyor: “Havada kimyasal maddeler olduğunu anlamıştık. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyordu. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Keklik ölmüştü. Etrafta yere çöken duman bulutları vardı.” Aile rüzgarın yönüne baktı ve tersi yöne koşmaya başladılar. Koşmak gittikçe zorlaşıyordu. “Çocuklar yürüyemiyorlardı, çünkü rahatsızdılar. Kusmaktan bitkin düşmüşlerdi. Onları kollarımızda taşıdık.” Şehrin diğer kısımlarında da aileler benzer durumdaydılar. Halepçe’nin kuzeyinde yaşayan Nuri Hama Ali, ailesiyle birlikte Irak ordusunun yerinden ettiği Kürtlerin bulunduğu Anab’a doğru giderken gördüklerini şöyle ifade etmiştir: “Anab’a doğru giderken çoğu kadın ve çocuk ölmeye başladı. Kimyasal bulutlar yere yakındı. Ağırdılar. Onları görebiliyorduk. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı.” Nesrin ve Nuri’nin yaşadıkları korkunç olaylarla ilgili izlenimleri benzer şekilde devam etmektedir. Sonunda Nesrin ve ailesinin diğer fertleri kör olmuşlardır. Nesrin annesinin İran’da gömülenler arasında olduğunu İranlıların hazırladığı bir fotoğraf albümünden öğrenebilmiştir. Kardeşlerinden beşi ölmüştür. Nesrin’in bir çocuğu olmuş, fakat kalbindeki delikten dolayı üç aylıkken çocuğu kaybetmiştir. Saddam’ın Halepçe’de kürt vatandaşlarına karşı gerçekleştirdiği bu katliam, binlerce insanın hayatını Nesrin’inkine benzer acılarla karartmıştır.
|
|
|
|
_________________ ...
|
|
 |
       |
 |
Eskici

Yaş: 37
Kayıt: 07.05.2005
Mesajlar: 379
Şehir: istanbul

|
|
...
Halepçeliydim
İnceden bir sızıyım
İnceden irili ufaklı bir yitiklik
Dudağımda meşrulaştırılmış bir gülümseme
En büyük kötülüktü bana
En büyük ihanet
Gökyüzünde kırılan bir zehir
Üstüme çöküyor
Vurulan, yakılan ayaz dilli yarınlarıma
Dilimde bir acı su
Ciğerlerimde daralan nefes
Serseri bir düşmanlık yarınlarımı alıyor benden
Neydi günahım neydi
Bir can, binlerce can, birden nasıl suskunlaştırılır
Savaş meydanlarında, işkâl altında
İçimde acil çalan bir ambulans
Şiir cesetlerine ağlıyorum
Türkü yüreklere destan yakıyorum
Yırtık, pırtık bir elbiseden farksız
Soğuk bir havanın etkisi
Yamalı kaldım
Yetim bir çocuğun çaresizliği
Saç tellerim bile sızlıyor
Aynada görünmeyen yüzümde bir çarmıha geriliş
Zavallı ömrüm bir çocuk ağlıyor
Yani ben ağlıyorum
Yani yarınlarımdaki ben
Koca gözlü dev adamlar aldılar beni ecelsiz
Dilimde kötü bir tat
Gözlerim felçli
Çürümeye başladı bendeki baygınlık
Zaman durmuş insanlar yok artık
Ve ben çürüyen cesedime bakarak ölüyorum
Roj Yiğit
...
|
|
|
|
_________________ ...
|
|
 |
       |
 |
elbistanli_18
Administrator


Kayıt: 21.12.2005
Mesajlar: 1059

|
|
70 bin nufuslu bir sehir dusunun. Irkci ve haksiz siyeset yapmayi buyuk bir basari ornegi sanan, gaddar bir baskan getirin bu sehrin basina. Ardindan sadece kendisine muhalif diye o bolge halkini cirkince, acimadan, insanlik disi bir yontemle (kimyasal silah saldirilariyla) katletsin. Ustelik coluk-cocuk demeden ...
Bu mudur siyaset?
Bu mudur insanlik?
Bu mudur insan hakki-ozgurluk?
Nasil Halepce vahsetini okurken yasadigim dehseti anlatmak imkansizsa, boylesi insanlik disi saldirilarda bulunan canavarlara uygun bir itham bulmakta o derece imkansiz...
|
|
|
|
_________________ -Düşlüyorum- öyleyse varım..!
|
|
| |
     |
 |
Eskici

Yaş: 37
Kayıt: 07.05.2005
Mesajlar: 379
Şehir: istanbul

|
|
...
yıl 1988 - yıl 2009
neler değişti halepçe de neler değişti ırak ta güney kurdistan da filistin de
orta doğuda afganistan da afrika da yada dünya da neler değişti
savaşlara aktarılan paraların karşılığı belki olur işgal edilen yerlerdeki petrol yatakları vs peki yerlerinden yurtlarından göç ettirilenlerin umutları
peki hayatını kaybeden insanlar öldürülmelerinin bedelini cennet olarak mı görürler yoksa öldürenler öldükten sonra cehennemi mi görürler
kimler nerde nasıl yaşar dört kitap değil ondörtbin kutsal kitap ta olsa fayda etmez kendini okumayan insanoğlu evrenin dünya sınıfından geçememişdir geçemeyizde
halepçe
ırak ın kuzeyinde
türkiye nin güneyinde
ortadoğunun ortasında
saddamın amerikanın kanlı ellerinde
insanlığın utancında
içimizdeki bitmeyen yara
...
|
|
|
|
_________________ ...
|
|
 |
       |
 |
Eskici

Yaş: 37
Kayıt: 07.05.2005
Mesajlar: 379
Şehir: istanbul

|
|
...
Cellatların Eskimediği Çağdır Halepçe
ah sevgilim
güzel yurdum hiroşima,
nagazaki halepçe
adını çiziyorum yüreğimin her atışına
bir peşmergenin hüzünlü mektubu kadar yalnız
kürdçe bir şarkının yanık ezgisi gibi
destanlara sığdıramıyorum seni
şu korkunç
yirminci yüz yılın sonuna doğru
baltaların ve giyotinlerin antikalığında
ve cellatların eskimediği
şu korkunç çağda
...
16 Mart 1988 sabahı gök yüzünde tek bir siyah leke yoktu.. durgun deniz suları kadar berraktı.. çocuklar sevinçleriyle uçurmalar savuruyorlardı gökyüzüne, gelinler ve kızlar yetişkin kadınların sıcak bakışları altında Newroz bayramı için ellerine kına yakıp rengarenk elbiseler dikiyorlardı... yaşlı erkekler delikanlı gibi caka satıyordu renk cümbüşüne dönmüş bayram hazırlığında.. erkekler yeni yelekler giyinip nazlı filintalarını temizleyip duvara asmışlardı göğüslerinde duran nazlı yürekleri gibi..kaçamak bakışlar altında bıyık buruyorlardı, tabiatın onlara verdiği bir haktı.. aşktı, sevdaydı çekilen.. kavgaydı bağımsızlık şarkılarında büyüyen..
O bir yanda ise mirov dağı onbeşbin Kürd için koynunda mezar açıyordu.. yıkılası zülüm Ortadoğu dan Kafkaslara kadar kol geziyordu.. tabur tabur gelip kıyım kıyım gidiyordu her yerde.. hangi çağdaydı bu? Kaçıncı yüzyılın karasını taşıyordu anlında, acılara sarınmış, kağnılara koşulmuş kahırlar gibi..
Sömürge namlularında kan taşınıyor Kürdistan’ ın taşına toprağına.. geçiyor talanlardan vurup parçalıyor Kürd ulusuna ait ne varsa.. iki yüzyıldan bu yana yaşanıyor bu vahşetler. İnsanlık modernleştikçe yitirdi insana ait değerlerini. Emperyalizm geliştikçe sömürgecilikte o ölçüde kan taşıdı sömürgelere.. yer altı yer üstü zenginlikler aktıkça metropollere o ölçüde de kölelik derinleşti..
Modern çağın en büyük ayıbı; baltaların, gıyotinlerin antikalığında düşen kent soylu Şövalye kılıçlarındaki insanlık geri ve çağ dışı cellatlarını toprağa gömerken, daha acımasız, daha vahşi cellatlarını yarattı bugün. Tek tek aşıldı sınırlar, bir bir çoğaldı sanayi.. kan kan içinde büyüdü kentler, zincirli köleliklerin paydosuna düştü ücretli kölelik.. Uzak doğu, ipek yolu, Hindistan, tren rayları sömürge başlangıcı..
Bölük bölük, tabur tabur geldiler incik boncuklarıyla, misyonerleriyle. Kırık dökük gülüşleri, kalleş hesaplarıyla.. bir bir vurdular karayel altına, maden ocakları, uryanum, bakır teller, gümüş tozları, sarı altın topakları, tütünün sarısı, sütün en yağlısı, peynirin en bereketlisi, yünün en temizi, pamuğun ak sütü gibi beyazı düşmüştü yollara kınalı gelinler gibi geçip gidiyordu ecnebi pazarlarına!
benim babam
babamın da büyük babası
onları güllerle karşılayıp
genç kızların sevdalarını
kekik kokan dağlarımdan
kınalı sevinçler taşıdılar
oysaki onlar
tanrısal korkularıyla
cehennemi taşıdılar toprağımıza
ve
her gün kanımızı akıtıp
kendi şehirlerini büyüttüler
Dinlerini getirip bıraktılar, küfürlerini dilimize dolayıp, küçük cep güzgülerine vurgun saldılar gençliğimizi.. topraklarımıza geldiler boldozerleriyle, etrafında tel örgüleriyle.. kardeş merhabasını böldüler mayınlı tarlalarla.. fidan eker gibi koca koca namlularını diktiler anlımızın ortasına..
Bayramlarımız parçalandı derin kasvet çığlıklar ortasında.. durup baktık, görüp şaştık, anlamadık dillerini, anlaşılmaz kılındı antlaşmalar.. parçalandı toprağımız.. sürüldü tohum gibi mayınlar, büyüdü ellerimizde dünya.. büyüdü yalnızlığımız..
şimdilerde yoktur yağız atları hükümdarların
yoktur kanlı kılıçları
gaz bombaları yakıyor gözlerini çocukların
çığlığa kesmiş gök yüzü
bir adım
bir adım ötesinde
susuyor dünya bedirxan
ağıta kesmiş belleğim
şair yüreğim
söyle bedirxan
niçin sevinçlerimiz
ah sevinçlerimiz
hep böyle yaralı
hep böyle ağuludur bu ülkede
16 Mart 1988 Mart! Halepçe katliamından bu yana on sekiz yıl geçti.. bir halk soykırıma uğradı bir şehir karabulutlar içinde kaldı.. gaz bombaları beş bin insanın hayatını taşa kesti.. binlercesi yaralı sakat, toprağı zehirli kaldı.. Saddam yaptıklarıyla yargılanıyor bugün, fakat tek başına Saddam suçlu değildir Halepçe katliamından, onun uluslar arası destekçileri de var, peki onlar ne zaman yargılanacak?
Sadece beş bin insanın yok edilmesiyle iş bitmedi.. binlerce insan hala bu insanlık dışı soykırımın travmalarıyla yaşamaktadır. Hala çocuklar ölü doğuyor, kimyasala bombaların yarattığı felaketin boyutu tespit edilmedi.. Başta ABD olmak üzere hiçbir devlet kimyasal silahların olduğunu kabul etmediler, sadece var sayılmaktadır diye işi geçiştirdiler.. oysa en iyi şahit ve çanlı tanık olarak başından tırnağına kadar kimyasal silahlarla parçalanmış bir Halepçe şehri, binlerce sakat, hasta insan var ve bunların büyük çoğunluğunu çocuklar oluşturmaktadır.
Bu yapılan soykırım dünyanın gözü önünde oldu.. İnsanlık kendi ayıbını bir kere daha Halepçede büyüttü.. Kürd ulusuna karşı yüz yılları kapsayan sistematik bir savaş sürdürülmektedir.. bu savaşa karşı dişiyle tırnağıyla direnen Kürd ulusuna başka bir şans verilmiyor.. ona verilen tek bir hak vardır onun imha edilmesidir. Ne korkunç bir şey bu! Suçsuz bir ulus paramparça ediliyor, bir ulusa jenosidi uygulanıyor ve biz yirmi birinci yüzyılın uzay çağında yaşıyoruz, ey İNSANLIK! Bu vahşetin ortasında insanlara iyi niyet yer yüzüne barış nasıl gelir, nasıl oluşur?
Metin ESEN
...
|
|
|
|
_________________ ...
|
|
 |
       |
 |
|
|
|
Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız Bu foruma eklenti gönderemezsiniz Bu forumdan eklenti indirebilirsiniz
|
|